TOPLUMCU GERÇEKÇİLİK (Sosyal Realizm) 1920-1960

         Toplumcu gerçekçilik, materyalist ve Marksist bir dünya üzerine temellendirilen, insanı toplumsal ilişkileri içinde ele alan, toplumsal gerçekleri yansıtmayı amaçlayan bir sanat akımıdır.

         Özellikle Rusya’da Çarlık Döneminde Belinski ile başlayıp Sovyet Döneminde Pisarev, Çernişevski, Dobruliubov ile kurumsal sorunları çözen bu sanat anlayışı kısa zamanda bütün dünya edebiyatını etkilemiş; sanatın, halkın sorunlarının dile getirilmesinde bir araç olarak görülmesi bu düşüncelerle başlamıştır.

         Toplumcu gerçekçiliğin ana ilkeleri 1934 yılında Sovyet Yazarlar Birliği Kongresi’nde saptanmıştır. Buna göre; sanat, toplumsal gerçekliği yansıtmalıdır. Bunun için sanatçının, toplum tarihinin akışını doğru algılaması, toplumun feodalizmden sosyalizme doğru nasıl geliştiğini kavraması gerekir. Toplumdaki çarpıklıkları saptamanın ve sergilemenin yanında bunlara çözüm arayışlarının da bulunması gerekir. Toplumcu gerçekçilik, sanatın ne olduğu sorusundan çok nasıl olması gerektiği sorusuna cevap vermeye çalışır.

         Cumhuriyet Döneminin ilk yıllarında Türkiye’nin toplumsal yapısını ve edebi sorunlarını ele alan toplumcu gerçekçilik anlayışı “Aydınlık” dergisinde yayımlanan felsefi, sosyal, ekonomik ve tarihi yazılarda varlığını göstermeye başlamıştır. Halkçılık, köycülük kavramları ile hümanist bir düşünce etrafında şekillenen bu anlayışın temelinde insan, toplum ve üretim ilişkileri vardır.

         Türk edebiyatında toplumsal sorunlara Marksist çizgide yorumlar getiren, biçim ve özde yenilik yapan ilk kişi Nâzım Hikmet’tir. Şiirde ölçüyü atmış, Marksist felsefeyi savunmuş, Anadolu toprağının makineye hasretini dile getirmiş, serbest nazımın yaygınlaşmasını sağlamıştır. “835 Satır” eseriyle “şairane üsluba” karşı çıkmış, dizeci anlayışı yıkmıştır. “Öz”e önem verdiği için de gelenekten kopmamıştır.

         Nazım Hikmet’in 1938 yılında mahkum olmasından dolayı şiirden uzaklaşması ile onun şiirlerinden fikir ve nazım tekniği bakımından etkilenmiş bazı şairler, şiir anlayışını devam ettirmiştir. Türkiye’nin II. Dünya Savaşı’na girmese de savaşın toplum yaşayışını etkilemesi ve toplumcu düşünüşün dergiler aracılığı ile yaygınlık kazanması “Garip” dışında yeni bir edebiyatın oluşmasını sağlamıştır. Toplumcu gerçekçiler Garip şiirini toplumcu bir şiir olarak görmemiş, eleştirmişlerdir.


    Toplumsal Gerçekçiler; şiirde, Nazım Hikmet, Attila İlhan, Cahit Irgat, Arif Damar, Şükran Kurdakul, Ahmet Arif, İsmet Özel, Ataol Behramoğlu; düz yazıda, Sabahattin Ali, Samim Kocagöz, Cevdet Kudret, Mahmut Makal, Fakir Baykurt, Talip Apaydın, Kemal Tahir, Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Rıfat Ilgaz'dan oluşmaktadır.


    Nazım Hikmet’in şiirlerinin etkisiyle 1940’lı yıllarda toplumcu gerçekçi şairler yetişmiştir. Serbest şiiri Garipçilerden de önce bu kuşağın şairleri denemiş, uyak kullansalar da şiirden ölçüyü ve nazım biçimi öğelerini dışlamışlardır.


    Düz yazıda yine 1930’larda Sabahattin Ali’nin öykü ve romanlarıyla başlayan toplumcu gerçekçi ürünler 1940’lı-50’li yıllarda; özellikle köy sorunlarını – oldukça abartılı biçimde – işleyen sanatçılar çok sayıda öykü, roman, tiyatro yazmışlardır.

      Toplumcu gerçekçilik asıl olarak 1960 sonrasında yaygın olarak görülmeye başlamıştır. Bu akımın şairleri II. Yeni’yi de eleştirmiş, toplumcu şiiri savunmuşlardır. İsmet Özel ve Ataol Behramoğlu’nun çıkardıkları “Halkın Dostları” adlı dergide düşüncelerini dile getirmişlerdir.

         Günümüzde toplumcu gerçekçilik daha çok “kent, birey ve kapitalizm” ilişkilerini anlatan bir şiir olmuş, “köy ve kasaba” şiir alanı olmaktan çıkmıştır.


NOT: Marksizm (Marxisme): Karl Marx’ın düşüncelerine dayanan devrimci sosyalist akımdır.

Materyalizm (Matérialisme): Dünyada sadece maddenin varlığını kabul eden, metafizik kavramları ret ve inkâr eden felsefi görüş, maddecilik.


Edebibilgiler.com 2009 ©  Her hakkı saklıdır.

Edebiyat denildiği zaman şu anlaşılır: Söz ve manayı, yani insan dimağında yer eden her türlü bilgileri ve insan karakterinin en büyük duygularını, bunları dinleyenleri veya okuyanları çok alakalı kılacak surette söylemek ve yazmak sanatı. Bugün içindir ki edebiyat, ister nesir halinde olsun, ister nazım şeklinde olsun, tıpkı resim gibi, heykeltıraşlık gibi, bilhassa musiki gibi, güzel sanatlardan sayıla gelmektedir. 

M.Kemal ATATÜRK