EdebiBilgiler.com
"Bir ülkede akıl ve sanattan çok, servete değer verilirse, bilinmelidir ki, orada keseler şişmiş, kafalar boşalmıştır." - H. Friedrich


ŞİİR

  Åžiir (ar. si'r, fr. poésie, ing. poem), en eski edebiyat türüdür. DeÄŸiÅŸik sanat anlayışlarına baÄŸlı olarak çeÅŸitli tanımları yapılmış, ÅŸiirin tanımlanamayacağı da öne sürülmüştür. Yine de genelde, ÅŸiirin ritime ve imgeye dayanan, kendine özgü dili ve söyleyiÅŸ özelliÄŸiyle estetik etkilenmeler yaratıcı bir söz sanatı olduÄŸunda birleÅŸilmektedir.

   Türkçede ÅŸiir karşılığı koÅŸuk, yır, özün gibi sözcükler önerilmiÅŸse de hiç biri yaygınlaÅŸamamıştır. Bugün koÅŸuk, nazım karşılığı kullanılmaktadır. Ayrıca nazımla ÅŸiiri birbirine karıştırmamak gerekir. Birincisi yalnızca bir anlatım yoludur. GeçmiÅŸte ÅŸiirin uyak, ölçü, nazım biçimleri gibi biçimsel özelliklerden ayrı düşünülemeyiÅŸi ÅŸiirle nazmın eÅŸanlamlı sayılmasına yol açmış, giderek ÅŸiir «mevzuu ve mukaffa (ölçülü ve uyaklı) bir söz sanatı» olarak tanımlanmıştır. Günümüzde bu anlayış aşılmıştır. Nitekim ÅŸiirin doÄŸuÅŸunu, sanat olarak geliÅŸimini açıklamaya çalışan aÅŸağıdaki özet, bir bakıma ÅŸiirin ne olduÄŸu konusunu da aydınlatmaktadır:

   Â«Ä°nsan, doÄŸayı denetim altına almak için kullanmaya baÅŸladı araçlarını. Bunu baÅŸarmaya uÄŸraşırken, doÄŸanın, insan iradesinin dışında, kendi yasalarına göre yönetildiÄŸini anladı... zamanla doÄŸadaki yasaların nesnel gerekliliÄŸini tanıyarak onları kendi amaçları uÄŸrunda kullanma gücünü elde etti. Bu yasaların kölesi olmaktan kurtulup onlara hükmetmeyi baÅŸardı, öte yandan doÄŸal yasaların nesnel gerekliliÄŸini anlıyamadığı sürece, çevresindeki dünyayı kendi isteÄŸine kalmış bir hareketle deÄŸiÅŸtirebileceÄŸini sandı. Büyünün temeli budur. Büyüyü, gerçek tekniÄŸin eksiklerini tamamlıyan, aldatıcı bir teknik olarak tanımlayabiliriz... Üretim çalışmaları topluca iken bir ezginin eÅŸliÄŸi olmadan iÅŸ yapılamıyordu. Böylece konuÅŸma, asıl üretim tekniÄŸinin bir parçası olarak ortaya çıktı... VahÅŸilerin bugün bile yaptıkları yansılama (mimetic) dansları, buna örnektir... Böylece bütün dillerde iki konuÅŸma biçimi olduÄŸunu görürüz: Biri, insanların birbirleriyle bildiriÅŸmelerine yarayan bildiÄŸimiz günlük konuÅŸma; öbürü de toplu olarak törenlerde kullanılan, daha yoÄŸun, olaÄŸan dışı, ritimli ve büyüsel olan ÅŸiirsel konuÅŸma.


   Åžiir, sözcüklerle güzel biçimler kurmak sanatıdır, baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir. Ama sözcük nedir? Bir anlamı, bir çaÄŸrışımı, bir gölgesi, hattâ bir rengi ve tadı olan nesnedir. Sözcük InsanoÄŸlundan haber verir. Sözcük boÅŸ bir kalıp deÄŸil ki. Ozanın duyguları, düşünceleri, hayalleri, dünya görüşü, felsefesi, kiÅŸiliÄŸi, her ÅŸeysi ÅŸiirde belli olur. Åžu var ki, sözcükleri tanımak, sevmek, okÅŸamasını bilmek gerek. Hangi sözcük hangi sözcükle yanyana geldiÄŸinde nasıl bir ışık ortaya çıkar? Bunu bilmek gerek. Mallarmé'nin «Şiir, sözcükler dinidir.» demesi bundandır. Åžiir, böylece hüner ve marifet iÅŸi oluyor. Öyledir de. Ata binmek, ok atmak, elbise dikmek, kundura yapmak hattâ boyamak ne ise, ÅŸiir de odur; yani ustalık ve uzmanlık iÅŸi. En zengin malzeme kötü bir ozanın elinde berbat olup gider, tıpkı çok iyi bir İngiliz kumaşının kötü bir terzi elinde çarçur olup gitmesi gibi. Sanat, terzilikte olduÄŸu gibi, makas sorunudur. Makasdar olmak gerek. (Cahit Sıtkı TARANCI)


Şiir ve İnşa

Şiirin genel tarifi «vezinli söz» dür... Hattâ kafiye usulü sonraki milletler arasında sonradan meydana gelmiştir. Eski Yunanlı'lar yalnız vezne riayetle, kafiyeye lüzum görmezlerdi.

Şiir her kavimde tabiîdir. Yeryüzüne ne kadar milletler ve kavimler gelmişse, hepsinin kendilerine mahsus şiirleri vardır. Osmanlı'ların şiiri acaba nedir? Necati ve Baki ve Nef'i divanlarında gördüğümüz kasideler ve gazeller ve kıtalar ve mesneviler midir? Yoksa Hoca ve Itrî gibi musikicilerin besteledikleri Nedim ve Vâsıf şarkıları mıdır?

Hayır, bunların hiçbiri Osmanlı şiiri değildir. Çünki görülür ki, bu nazımlarda Osmanlı şairleri iran şairlerini ve iranlılar da Arapları taklit ile melez bir şey yapılmıştır. Ve bu taklit yalnız nazım üslûbuna değil, belki düşüncelere ve mânalarda Arap ve Acem'i elden geldiği kadar taklide çalışmayı bilimden saymışlar ve acaba bizim mensup olduğumuz milletin bir dili ve şiiri var mıdır ve bunu islâh kabil midir? Hiç burasını düşünmemişlerdir.

Nesir yolunda da hal tamamıyle böyle olmuştur. Feridun'un Münşeât'ın, Veysî ve Nergisî'nin eserleri ve başka beğenilmiş nesirler ele alınsa içlerinde üçte bir Türkçe kelime bulunmaz. Ve bir iş anlatırken «bedî» ve «beyan» fenleri karıştırılarak, söz ve yazı hüneri göstermek için öyle karışık ve zincirleme isim tamlamalı cümleler yazmışlar ki, Kamus ve Ferheng beraber olmadıkça ve bir adam «maânî» fenninde ve Arap edebiyatında üstün bilgisi olduktan sonra, sanki bir ders okur gibi birçok zamanlar zihin yormadıkça çıkarmağa gücü yetmez.


DİDAKTİK ŞİİR

Didaktik (Öğretici) Şiir

   Didaktik, öğretici demektir. Amacı bilgi vermek olan edebiyat ürünleri bu sözcükle nitelenir. «Tâlimi Edebiyat», «Öğretici Edebiyat» da aynı anlamdadır. BaÅŸlangıçta bu bölümleme yalnız ÅŸiir için söz konusuydu. Edebiyat türü olarak yalnız ÅŸiir vardı. Dualar, dinsel amaçlı metinler kolay akılda tutulabilmesi için ÅŸiir biçiminde yazılıyordu. Türklerin geliÅŸimi sonucu didaktik terimi tiyatro, öykü, roman için de kullanılmıştır. Dinsel ÅŸiirlerin yanısıra Aisopos'un hayvan öykülerini (fabl) de didaktik yapıtların ilk ürünleri arasında sayabiliriz.

   Türk edebiyatında didaktik yapıtların ilk örnekleri olarak Turfan kazılarında bulunan Uygur metinlerini gösterebiliriz. Eski ÅŸaman duaları da bu türe sokulabilir. Nitekim elimizdeki Uygur metinlerinin çoÄŸu da dinsel nitelik taşımaktadır. ReÅŸit Rahmeti Arat, Eski Türk Åžiiri adlı yapıtında ele geçen metinleri «Mani, Burkan ve islam» çevrelerinde yazılanlar olarak üç bölümde toplamaktadır. Åžiirlerin amacı yeni kabullenilen dinlerin ilkelerini öğretmektir. Bir bölüğü ise doÄŸrudan doÄŸruya duadır. Daha sonra Yusuf Has Hacip Kutadgu Bilig, Edip Ahmet Atebetü'l-Hakayık'la türün en iyi örneklerini verirler. Orta Asya döneminde Ahmet Yasevi Hikmet'leri de didaktik yapıtlar arasına girer.

   Türk edebiyatının Anadolu'daki geliÅŸimi baÅŸlangıçta didaktik bir nitelik taşır. Özellikle Anadolu'ya gelen derviÅŸ'ler Tasavvufla beslenen ve kimi tarikatların ilkelerini yaymayı amaçlayan bir ÅŸiirin geliÅŸmesine yol açarlar. XIII. yüzyıl Anadolusunda yazılmış yapıtların hemen hepsi öğretici niteliktedir. Bunlar arasında en ünlü örnek olarak Mevlana'nın yapıtları gösterilebilir. Ama Farsça oluÅŸları öğreticilikte güdülen amacın gerçekleÅŸmesini önler. Sonradan yapıtlarının birçok çevirisinin yapılması, ÅŸerh edilmesi de bu niteliÄŸinden ötürüdür. Eskilerin deyimiyle talimî bir nitelik taşıyan Mesnevi'si baÅŸlıbaşına ders olarak, günümüzde lisans öğretimi dediÄŸimiz biçimde okutulmuÅŸtur.     Bu dönemde Türkçe yazılmış yapıtların baÅŸlıcaları olarak da Ahmet Fakih'in Çarhnâme'si , Aşık PaÅŸa'nın Garipnâme'si, Yunus Emre'nin kimi ÅŸiirleri, Gülsehrî'nin Mantıku't-Tayr'ı sayılabilir.

   Osmanlı dönemi Türk edebiyatında dinsel ve tasavvufî amaçlarla yazılmış yapıtların didaktik bir nitelik taşıdıklarını söylemek yanlış olmaz. Ahmediyye, Muhammediyye gibi yapıtlar, Kabusname benzeri ahlak kitapları, Nabi'nin Hayriyye'si öğretici bir amaca dayanırlar. Tanzimat'tan sonra ise öğreticiliÄŸin alanı büsbütün geniÅŸler. Edebiyatın toplumu, insanları eÄŸitmek için bir araç olduÄŸu düşüncesi yazarları, sanatçıları bu yolda ürün vermeye iter. İlk çeviri roman olan Telemak bile öğretici niteliÄŸinden dolayı Türk okuruna sunulur. Edebiyat-ı Cedide ise bu anlayışa tepki olarak doÄŸar.

   Günümüzde edebiyat yapıtının öğretici olup olmaması sorunu tartışma konusu olmaktan çıkmıştır. Ancak çocuklar için yazılan yapıtlarda sanat kaygusunun yanısıra öğreticilik de gözetilmektedir.


Ömrünü vakfettiğin işin mahvolduğunu

Görüp de hiç yılmadan işe baştan başlarsan

Yüz oyunluk kazancı bir oyunda kaybedip

İstifini bozmadan metanetle başlarsan


Aşka esir olmadan âşık olup da eğer

Her zaman hem kuvvetli hem de müşfik olursan

Sana kin güdenlere vermeden hiçbir değer

Kin gütmeden kimseye sen kendini korursan


Safdilleri kandırıp kurmak için bir tuzak

Sarfettiğin sözlerin hainlerin ağzından

Bambaşka bir şekilde tekrarını duyarak

Omuz silkip geçersen üzerinde durmadan


Hiçbir zaman şüpheci ve yıkıcı olmadan

İnceler ve öğrenir, düşünür ve anlarsan

Kontrolü hiçbir zaman elinden bırakmadan

Bir mütefekkir gibi hülyalara dalarsan


Bütün kabahatleri sana yükleyerekten

Bir faniye kapılıp herkes telâş ederken

Kendine hâkim olup soğukkanlılıkla sen

İtidalini eğer muhafaza edersen


Milleti unutmadan krallarla gezersen

Halkla temas edersen vakarını bozmadan

Kayırmadan birini dostlarını seversen

İncitmezse seni ne bir dost ne bir düşman


Bir felâketten sonra zaferle karşılaşıp

Bu iki hilekâra fazla kıymet vermeden

Bozmadan istifini hep aynı gözle bakıp

Tebessümle karşılar şayet gülüp geçersen


.........


DRAMATİK ŞİİR

Dramatik Åžiir

   Dramatik Åžiir, acıklı ya da korkunç bir konuyu anlatan ÅŸiir; insanın gözünün önünde tiyatro gibi  konuyu canlandırabilen ÅŸiir;  opera için yazılan  man­zum dramlardaki ÅŸiir. Batı edebiyatında Corneille, Racine, Shakespeare; bizim edebiyatta Namık Kemal, Abdülhak Hamit Tarhan, Faruk Nafiz Çamlıbel dramatik ÅŸiirin en güzel örneklerini verirler.


Halketsem esirlerle leÅŸker,

Mahveylesem ordularla asker,

Olsa bana hep mülûk çâker;

Cinsince o iktidar münker,

Fevkimde uçar tuyûr-u kemter!



EPİK ŞİİR

Epik Åžiir

   Epik kelimesi Yunanca kelime, konuÅŸma, hikâye, ÅŸarkı, kahramanlık ÅŸiiri mânasına gelen epos kelimesinden türemiÅŸtir. Batı edebiyatında baÅŸlıca örnek olarak İlyada ve Odise kabul edilir. Vergilius'in Aeneid adlı eseri Homeros'in tam bir taklididir. Batı ortaçağında Vergilius tesiri Homeros geleneÄŸini canlı tutmuÅŸtur. Fakat ortaçaÄŸ yazarları klasik modellerin dışında epik eserler de vücuda getirmiÅŸlerdir. Beowulf, Roland'ın ÅŸarkısı. Daha sonra yazılan bu nevi eserlerde (meselâ Cameons'un Luziat, Tasso'nun Kurtarılmış Kudüs, Milton'un KaybolmuÅŸ cennet) bu gelenek devam ettirilmiÅŸtir.

    EpiÄŸin çeÅŸitli tarifleri yapılmıştır. Bunların hepsinde ortak olan noktalar ÅŸunlardır: Epik yahut destan manzum olarak yazılan uzun bir hikâyeye dayanır. Epik ÅŸiirin baÅŸka bir özelliÄŸi günlük hayatı aÅŸmasıdır. Alelade teferruat, hayatın parçasını teÅŸkil ettiÄŸi derecede önem ve deÄŸer kazanır. Bununla beraber aslî kahraman düz bir ovada tek bir daÄŸ gibi yükselmez. Kendi çapında arkadaÅŸları, düşmanları vardır. Destan için tabiî yahut uygun olan çevre genellikle büyük hadiselerin cereyan ettiÄŸi bir yer veya devir olarak düşünülür: O çaÄŸlarda, o günlerde devler varmış. Yakın çaÄŸ bir epik için nadiren elveriÅŸli bir konu olur. Camoens'in muasırı Tasso kendi epiÄŸini Haçlılar devrine yerleÅŸtirir. Roland destanının yazarı ise Åžarlman devrini esas alır. Epik ÅŸairler hemen daima efsaneyi tarihin bir dalı olarak kabul etmiÅŸlerdir.

   Genellikle zaman ve mekânda uzaklık epik ÅŸiirin bariz bir alâmeti olur. Bu uzaklık epik eserin malzemesinin serbest bir ÅŸekilde iÅŸlenmesini mümkün kılar. Roland ÅŸarkısında basit bir mübareze, eserin mâna dolu merkezi haline gelir. Epikle ilgili nazariyede tabiatüstü varlıkların müdahelesine büyük yer verilir. Bunun sebebi Homeros ve Vergilius'in eserlerinde ilâhların büyük yer iÅŸgal etmesidir. Tabiatüstü varlıklar adeta destanın vazgeçilemez öğeleri telakki edildiÄŸi için Camoens bile XV. yüzyıla ait olan epik eserinde klasik ilâhlara büyük yer verir. Epik azametin zirvesine yükseldiÄŸi KaybolmuÅŸ cennet'te Âdem ile Havva hariç bütün karakterler tabiatüstü varlıklardır. Malzemeyi iÅŸleyiÅŸte ÅŸairin hürriyeti sınırlıdır, zira dinleyicisi hikâyeyi bilmektedir ve esasa ait deÄŸiÅŸikliklere karşı koyacaktır. Epik, geleneklik hikâyeciliÄŸin geliÅŸmiÅŸ ÅŸeklidir; geliÅŸmesi boyunca, kahramanlar ve iÅŸleri, insanlar arasındaki şöhretlerini yüceltme gayesiyle seçilmiÅŸtir. İcat, gerilimin kaydırılması, süsleme, teferruattaki deÄŸiÅŸmelerle sınırlandırılmıştır. Åžairin gücü, yeni bir hikâye meydana getirmeÄŸe deÄŸil, meÅŸhur bir hikâyeden bir epik çıkarmaÄŸa hasredilmiÅŸtir.

Epik şekil ayrıca son derece geleneklikdir; basmakalıp özellikleri bol bol kullanır. Epik adı bazan yukarda anlatılan şiirlere de verilmiştir.


LİRİK ŞİİR

Lirik Åžiir

   Lirik, duyguların coÅŸkun bir dille anlatıldığı ÅŸiirlerin genel adıdır. Bireysel duyguların içten geldiÄŸi gibi, coÅŸkulu, etkili bir dille anlatılmasına da lirizm denir.

  Sıfat olarak «esin dolu, coÅŸkun, içli bir dili bulunan» anlamlarında kullanılan lirik sözü, bu niteliÄŸi taşıyan düzyazı ürünleri de niteler. Aynı genellik lirizm için de söz konusudur.

  «Eski Yunan edebiyatında ozanlar ÅŸiirlerini lyra (fr. lyre: lir) denen telli bir sazla söyledikleri için, bu türlü ÅŸiirlere lirik denmiÅŸtir. Türk edebiyatında da âşık, ya da saz ÅŸairi adı verilen halk ozanları ÅŸiirlerini hâlâ sazla söylemektedirler.

    Lirik ÅŸiirde toplumsal mutluluk ya da felâketlerden duyulan sevinç ya da acı gibi ortak duygular; ya da aÅŸk, ayrılık, özlem, ölüm acısı, vb. gibi bireysel duygular anlatılır.

   Lirik ÅŸiir dünya edebiyatında en çok iÅŸlenen ve sevilen ÅŸiir türüdür. Batı edebiyatında Rönesans devri ozanlarının (Petrarca, Ronsard, vb.); daha sonra da, ilke olarak içe dönüklüğü benimseyen romantik ozanların (Lamartine, Hugo, Musset, vb.) duygusal ve öznel bir nitelik gösteren ÅŸiirleri bu türün baÅŸarılı örnekleridir. Lirik ÅŸiir, Türk edebiyatında da en çok kullanılan ÅŸiir türlerinden biri olmuÅŸ; Divan edebiyatında (Fuzuli, Nedim, vb.), Halk tasavvuf edebiyatında (Yunus Emre, vb.), din-dışı Halk edebiyatında (KaracaoÄŸlan, vb.) ve yeni edebiyatta (Yahya Kemal, vb.) bu alanda büyük ozanlar yetiÅŸmiÅŸtir. (Cevdet Kudret).


PASTORAL ŞİİR

Pastoral Åžiir

  Pastoral; kır, çoban hayatını, çıplak tabiat güzelliklerini tanıtıp sevdirmek gayesini taşıyan edebî eserlere denir. Åžiir roman, hikâye, tiyatro, mektup, makale, seyahat; fıkra; hayrat; sohbet gibi edebî türlerin hepsi pastoral bir görüşle yazılabilir.


   Batıda, pastoral ÅŸiirlerden doÄŸrudan doÄŸruya tabiat manzaralarını canlandıran idil; karşılıklı konuÅŸma tarzında yazılan pastoral manzumelere eglog denilir. Yunan edebiyatından Theokritos (M.Ö. III. yüzyıl), Lâtin edebiyatından Vergilius (MÖ. 70 - 19) en büyük pastoral ÅŸiir örneklerini veren ÅŸairlerdir.

Çeşit çeşit çiçek takmış döşüne,

Çekilir göçleri peşin peşine

Çıkabilsem şu yaylanın başına,

Kuzulu kurbanlı şişeli dağlar.


Erimiş karları, çekilmiş duman,

Açılmış çiçekler, yürümüş çimen,

Hayali kafamda yaÅŸar her zaman,

Başı oylum oylum meşeli dağlar.


Yüce dağlar birbirine göz eder,

Rüzgâr ile mektuplaşır, naz eder,

Gâhi duman burur, gâhi yaz eder,

            Dereli, tepeli, köşeli daÄŸlar.(Âşık VEYSEL)



Edebibilgiler.com 2009 ©  Her hakkı saklıdır.