SERVET-İ FÜNÛN EDEBİYATININ GENEL ÖZELLİKLERİ

SERVET-İ FÜNUN EDEBİYATI ( EDEBİYAT-I CEDİDE  1895-1901 )


1) Servet-i Fünun Edebiyatı  1895-1901 yılları arasında yer alır. Servet-i Fünuncular, kendilerine " Edebiyat-ı Cedideciler " demekle birlikte, bir araya geldikleri derginin adıyla edebiyat tarihimize geçerler.

2) Servet-i Fünun sanatçıları Batı uygarlığına, özellikle Fransa'ya hayrandırlar. Ülkenin batılılaşma yoluyla kalkınacağına inanmışlar, orada sanat ve bilim adına ne buldularsa Türkiye'ye aktarmaya çalışmışlardır.

3) Çağdaş Fransız edebiyatı örnek tutularak  hikaye ve romanda "realizm ve naturalizm " şiirde " parnasizm ve sembolizm " akımlarının etkisi altında kalınır.  " Sanat için sanat " görüşü benimsenir.

4) Aşırı Batı hayranlığı, yerli kültür birikimine karşı yabancılaşmaya ve taklitçiliğe kadar varır.

5) Tanzimat sanatçılarının aksine " sanat için sanat " görüşünü benimsemelerinin bir sonucu olarak halka seslenmek düşünülmez, "havas"a (seçkinlere) mahsus bir edebiyat geliştirilir.

6) Bu anlayışın bir sonucu olarak dil konusunda ( Tanzimat sanatçılarından daha geri bir anlayışla ) konuşma     dilinden büsbütün uzaklaşılır; Arapça-Farsça kelime ve dil kurallarına geniş ölçüde yer verilir.

7) Yazı dilinde o zamana kadar kullanılan yabancı kelimelerden  başka, sözlükler karıştırılarak,Türkçe'de kullanılmayan birtakım yeni kelimeler bulunup çıkarılır.

8) O zamana kadar edebiyatımızda kullanılmayan birtakım kavramlar, Fransız Edebiyatı'ndan esinlenilerek Türkçe'ye aktarılır; bunların çoğu Fars dilinin kurallarıyla yapılan birtakım tamlamalar ve birleşik sıfatlarla verilir. Ayrıca " el sıkmak, banyo almak, alkış toplamak vb." gibi Fransızca deyim ve söyleyişler de Türkçe'ye aktarılır.

9) Servet-i Fünuncular,Tanzimat sanatçılarının aksine laik bir dünya görüşünü benimserler, din dışı konularda yazarlar.

10) İstibdatın (baskının) bir sonucu olarak " vatan,hürriyet,istiklal,inkılap " gibi kavramları kullanmazlar, sosyal konulara değinmezler , suya sabuna dokunmayan temalar üzerinde dolaşırlar.

11) Çoğunlukla şiir , mensur şiir, hikaye, roman, anı, fıkra, makale, musahebe (söyleşi-deneme) , eleştiri ve gezi yazısı türlerinde eserler verirler. Tiyatro türünde eser vermezler.

12) Fransız Edebiyatı'na kesin olarak bağlanılarak şiirde önce nazım biçimleri yenileştirilir. Divan edebiyatı nazım biçimleri bütünüyle kenara bırakılır.  Batı şiirindeki "sone", "Terza-rima" ve "serbest müstezat" biçimleri alınır, ya da batının etkisiyle büsbütün  hür biçimler  denenir.

13) Yalnız aruz ölçüsüne değer  verilir. Tanzimat sanatçılarının tersine olarak hece ölçüsü hiç bir zaman ciddiye alınmaz, heceyle yalnızca çocuk şiirleri yazılır.

14) Göz için kafiye değil, kulak için kafiye anlayışı kabul edilir. Yazılışları benzemese de sesleri  benzeşen ( dağ, menba', veda, dağ ; çiğ, içi vb.)  kelimeler kafiyeli kabul edilir.

15) Zaman zaman  nazım nesre yaklaştırılır. Bu yolda yazılmış şiirlerde cümleler yanyana getirildiği zaman şiiri nesir gibi kesintisiz okuma imkanı doğar.

16) Beyit hakimiyetinden "bütün hakimiyetine" geçilir. Fakat yine Fransız şiirinden etkilenerek, bir mısrada başlayan anlam diğer mısraın ortasında tamamlanır.

17) Şiirde resim ve müzik unsuru ön plana geçer. Bir tabloyu andıran unsurlar şiirde ahenkli bir uyum içerisinde sıralanır.

18) Şiirin konusu genişletilir. En basit nesneler, günlük olaylar, gözlemler ve duygular dahi şiir konusu haline getirilir.

19) Şiirin şekli ile ele alınan konu arasında uyum sağlanır.

20) Halit Ziya'nın "Mensur Şiir" adlı eseriyle  edebiyatımıza ilk defa mensur şiir girer.

21) Bu dönem yazarları 19.yüzyılda yetişmiş realist ve natüralist Fransız yazarlarını ( Stendhal, Balzac, Flaubert,     Zola, Maupassant, Daudet, ...) okurlar, onların yolunda  yazmaya özenirler. Bunun sonucu olarak hep hayatta görülen ya da  görülmesi mümkün olan olay ve kişiler anlatılır.

22) İstibdat ve sansürün etkisiyle sosyal eleştiri yapılma imkanı bulunmadığı için; " sanat için sanat " görüşünün arkasına sığınılarak; hikaye ve romanlarda sadece aşk acıları, umutsuzluk,kırgınlık, bezginlik,karamsarlık vb. bireysel temalar işlenir.

23) Roman tekniği gelişir, gereksiz tasvirler yapılarak ya da konu dışı gereksiz bilgiler verilerek olayın akışı durdurulmaz.

24) Yazarın kişiliği gizlenir. Olup bitenler, yazarın gözüyle değil, eser kişilerinin gözüyle, onların bakış açısından anlatılır.Böylece edebiyatımızda hikaye ve roman türünün gelişiminde önemli bir aşama gerçekleştirilir.

25) Vakalar (olaylar) genellikle İstanbul'da geçer.

26) Vaka (olay) kişileri çoğu zaman aydın kimselerdir. Fakat kimi küçük hikayelerde, halk tabakasından kimseler de ele alınır.

27) Türkçe'de fiillerin cümle sonuna gelme mecburiyetinden doğan bir örneklikten kurtulmak için, zaman zaman Fransızca' nın söz dizimi Türk diline uydurulmaya çalışılır; böylece Türkçe söz dizimi genişletilir.

28) Servet-i Fünuncular Batılı sanat ve düşünce adamlarını, Batıdaki sanat olaylarını tanıtmak, kendi sanat anlayışlarını açıklamak, bir takım sanat meselelerini ( ölçü,nazım biçimi,dil,üslup vb.) araştırmak,birbirlerinin eserlerini eleştirmek için çeşitli makaleler, söyleşi ve eleştiriler yazarlar. Kendilerini savundukları zaman bile işi kalem kavgasına dönüştürmeye çalışırlar.

SERVET-İ FÜNÛN SANATÇILARININ EN BELİRGİN ORTAK ÖZELLİKLERİ

1) Hüzne ve hüzünlü manzaralara düşkünlük.

2) Gerçeklerden kaçma, hayale ve tabiata sığınma.

3) "Sanat sanat içindir"  görüşüne sıkı sıkıya bağlı kalarak  memleket meselelerine çoğu zaman yabancı bir tavır alma.

4) Günlük hayatın ufak tefek meselelerini konu edinme.


Edebibilgiler.com 2009 ©  Her hakkı saklıdır.