TANZİMAT EDEBİYATI BİRİNCİ DÖNEM (1860-1876)

* Divan edebiyatını eleştirmelerine rağmen onun etkisinden kurtulamamışlardır.

* Vatan millet, hak adalet, özgürlük gibi kavramlar ilk defa bu dönemde kullanılmaya başlanmıştır.

* Batılı anlamda ilk esereler bu dönemde verilmeye başlanmıştır.

* Toplumu bilinçlendirmek için edebiyatı bir araç olarak görmüşlerdir.

* Dilin sadeleşmesi gerektiğini söylemişler ancak pek başarılı olamamışlardır bu konuda.

* Roman, modern hikâye, tiyatro, gazete, eleştiri, anı bu dönemde kullanılmaya başlanmıştır.

* Bu dönemin sanatçıları aynı zamanda devlet adamı sıfatı da taşıyorlardı.

* Klasizim (Şinasi, Ahmet Vefik Paşa) romantizm (Namık Kemal, Ahmet Mithat) den etkilenmişlerdir.

BU DÖNEMİN ÖNEMLİ SANATÇILARI

ŞİNASİ  ( 1826 - 1871 )

       İlk büyük Türk gazetecisidir. Şinasi; kısa cümleli, çıplak fikirli, yeni görüşlerle örülü bir nesir yapısı getirmiştir. Namık Kemal bu nesrin sıkı örgüsünü romantik bir duyarlılıkla genişletir. Şinasi, nesir alanında da kompozisyon yeniliğiyle karşımıza çıkar. Düşüncelerini yalın, açık bir anlatımla söyler, söz hünerleri göstermekten kaçınır; yazılarında doldurma sözlere yer vermez; düşüncelerini kısa cümlelerle anlatır. O, yeni edebiyat yapımızın planlarını hazırlayan, sonra hızla uygulamaya geçerek temelleri atan bir yenilik öncüsüdür. Topluluğu bilgice kalkındırmak için de, en verimli, en kestirme yolun gazete olduğunu bilir, ilk özel gazeteyi kurar. Yogunlaştırılmış fikre, süssüze, yalına ve konuşma diline gider; halka ve halk diline gidiştir bu. Fikri, süsler içerisinde boğan, sağlamlıktan, düzenden yoksun konuşan nesrimize yazı dili onurunu veren; bugünkü nesrimizi başlatan ve kuran adam Şinasi'dir.

       Şinasi, edebiyatımızda ilklerin başlangıcını yapan sanatçıdır. İlk özel gazeteyle birlikte, ilk tercüme şiirler, ilk makaleler ve ilk tiyatro eseri ona aittir. Bu sebeple bu ilklerin yapıldığı 1859-1860 yılları Tanzimat edebiyatının başlangıcı sayılır.

       Şinasi'nin Türk şiirini yenileştirme çalışmaları Paris'ten dönüşünden sonra başlar. Mustafa Reşit Paşa için yazdığı kasideler hem şekil, hem de muhteva açısından eski kasidelerden farklıdır. Münacatında ise Allah'a akıl yoluyla ulaşmak isteyenm bir görüş hakimdir. Safi Türkçe ile yazdığı beyitlerde halk şiiri etkisi görülür. Gazete yazılarında ise halkı aydınlatma ve eğitme amacı güder.

       ESERLERİ: Tercüme-i Manzume, Şair Evlenmesi, Müntehabat-ı Eş'ar, Durub-ı Emsal-i Osmaniye, Müntehabat-ı Tasvir-i Efkar

NAMIK KEMAL ( 1840-1888)

       Vatan şairi olarak bilinir. En gür sesli vatan şairimizdir. Eserlerinde çoğunlukla toplumsal konuları; vatan,millet, hürriyet kavramlarını işlemiş, "toplum için sanat" ilkesine bağlı kalmıştır. Edebiyatımızda ilk edebi romanı yazan odur. Şiirimizi mistisizmden dinamizme kaydırır. Mecazlardan, mazmunlardan, söz oyunlarından arınmış şiir dilini yaratır. Mısralarında fikri çıplak olarak verir. Yüzyıllar boyu devam edegelen insanın güçsüzlüğü görüşüne karşı çıkar, insanın bir kahraman olduğu görüşünü savunur. Meramını geniş kitlelere duyurabilmek için hitabete uygun bir nesir peşindedir. Sanatı, halkı uyandırmak, topluma fayda sağlamak, düşüncelerini yaymak için araç olarak kullanır.

Namık Kemal'in fikir hayatı Şinasi'yi tanımasından sonra başlar. Gazetecilik mesleği onun gerçek kişiliğini bulmasına yol açar. Avrupa'yı gördükten sonra ufku genişler, eskinin düşmanı, yeninin savunucusu ve uygulayıcısı olur. Namık Kemal'in hayatını siyasi ve sosyal görüşleri yönlendirmiştir. Siyasi görüş olarak Osmanlıcılık ve İslam birliğini, devlet yönetiminde ise Meşrutiyet'i savunmuştur. Sosyal görüşleri ise siyasi görüşleri doğrultusundadır. Vatan, hürriyet, hukuk, eğitim en çok üzerinde durduğu konulardır. Bu temleri manzum-nesir pek çok eserinde işlemiştir. Ayrıca tenkid (eleştiri) alanında, tarihi ve biyografik konularda da eserler vermiştir. Tenkitleri daha çok Divan edebiyatını yıkma ve yeni edebiyatın esasları üzerinedir.

       Namık Kemal, Tanzimat devrinin en önemli dava ve edebiyat adamlarından biridir. Edebiyatın her türünde yazdığı eserlerle öncü oldu. Özellikle tiyatro ve roman türünün tanınmasında ve gelişmesinde katkıları büyüktür.

       ESERLERİ:

Romanları: İntibah Yahut Ali Bey'in Sergüzeşti, Cezmi

Tiyatroları: Vatan Yahut Silistre, Zavallı Çocuk, Akif Bey, Gülnihal, Celaleddin-i Harzemşah, Kara Bela, Tarih Yazıları: Devr-i İstila, Barika-i Zafer, Evrak-ı Perişan, Kanije, Osmanlı Tarihi

Tenkit Yazıları: Tahrib-i Harabat, Takip, İrfan Paşa'ya Mektup, Celal Mukaddimesi, Son Pişmanlık Mukaddimesi, Mes Prisons Muahezenamesi. Ayrıca Ru'ya isimli bir de mensur eseri vardır.

ZİYA PAŞA ( 1825 - 1880 )

         Ziya Paşa, Şinasi'den sonra Namık Kemal'le birlikte Türk Edebiyatının değişmesinde ve yenileşmesinde emeği geçen şahsiyettir. Divan şiirini iyi tanıyan ve şiirlerinde klasik nazım şekillerini kullanan Ziya Paşa, Doğu ile Batı arasında kesin bir tavır belirleyememiştir. Namık Kemal'e göre daha gelenekçi tavrıyla dikkat çeker. Düşünce ve fikir şiirini getirmiştir. " Şiir ve İnşa " makalesinde halk şiirinin bizim gerçek şiirimiz olduğunu, yazı dilimizin halk dilini temel alması gerektiğini savunmasına rağmen, Divan Edebiyatı geleneklerini sürdürmüştür. İstibdat mücadelesinde Namık Kemal'in yanında yer almıştır. Yurdumuzda demokratik özgürlüklerin gelişmesi, insan ve vatandaşlık haklarının yerleşmesi için çalışmıştır. Biçimde eskiye bağlı kalmasına rağmen özde yeni bir niteliğe yönelmiştir. Aşk, şarap, zevk temalarını işleyen gazel, terkib-i bend, terci-i bend gibi eski nazım şekillerini toplumu uyandıran, kötülüklere çare arayan, duygularla düşünceleri aydınlatan birer araç haline getirmiştir. Zıtlıklar, çelişmeler içinde olmakla beraber, Şinasi ile başlayan yeni sanat ve dil görüşlerimize bağlı kalmaya çalışmıştır. Nesri de şiiri gibi sağlam yapılı ve zamanına göre oldukça sadedir. "Hikmetli" bir nazım yapısı vardır; bunlarda bireysel gerçeklerle toplumsal dertleri güçlü yansıtır.

       ESERLERİ: Zafername, Harabat ( 3 ciltlik Antoloji ), Eş'ar-ı Ziya, Engizisyon Tarihi, Terkib-i Bend ve Terci-i Bend, Endülüs Tarihi, Rüya (Edebiyatımızdaki ilk mülakat eseri), Defter-i Amal, Emil.

AHMED MİTHAT EFENDİ ( 1844 - 30 ARALIK 1912 )

       İstanbul'da doğdu. Küçük yaşta babasını kaybetti. Öğrenimini ağabeyinin yanında Vidin ve Niş'te tamamladı.

       Evinde kurduğu bir matbaada  Letaif-i Rivayat serisini yayınlamaya başladı. Namık Kemal'in Vatan Yahut Silistre  piyesinin yarattığı galeyan üzerine 1873'te Ebuziyya Tevfik ile birlikte Rodos'a gönderildi. 1878'de Tercuman-ı Hakikat gazetesini kurdu.

       Medeniyet değiştirme olayının okumamış halk kitlelerine aktarılması, onların yeni medeniyetin çeşitli yönleri üzerinde aydınlatılması ve kendilerine ilk bilgilerin verilmesi konusunda büyük çaba göstermiştir. Edebiyat onun için bir aracıdan ibarettir. Halkın medeni seviyesini yükseltebilmek, önce " onun seviyesine inmek, ona kendi dili ile ve hoşlandığı şekilde hitap etmekle mümkündür." görüşünü benimsemiştir. Bu şekilde hareket edildiği taktirde gerekli     ve faydalı herşey halka kolaylıkla verilebilirdi. Bütün yazılarında onların anlayabileceği bir üslup kullanarak kendine özgü bir okuyucu kitlesi oluşturmuştur.

       Milli ve manevi değerlere önem veren Ahmed Mithat Efendi ilim ve fende batının üstünlüğünü kabul etmiş; bu medeniyetin değerlerine körü körüne bağlanmamıştır.

       Tarih, felsefe, fen ve edebiyat konularını içeren iki yüze yakın eseri vardır. Pozitif bilimlere ait basit okul kitapların-dan dini ve felsefi konulardaki eserlerine kadar, çok değişik alanlardaki çalışmaları  arasında, kendisinden çok çevresi ile ilgil, yazar tipi olması özelliğinin en çok göründüğü edebi tür hikaye ve romandır.

       Ahmed Mithat Efendi, eserlerinde sosyal meselelere ağırlık vermiştir. Kölelik, batı taklitçiliğini tenkit, evlilik, kızların eğitimi, düşkün kadınlar vb. konular hikayelerinde ve romanlarında yer almıştır.

       Düşüncelerini rahat ve geniş bir biçimde anlatmak isteyen A.Mithat bunun için hikaye ve roman türlerini seçmiştir.

Kıssadan Hisse (1869) adı altında topladığı fıkralarla küçük birer ahlaki fayda çıkarmayı ihmal etmemiştir.

       Sosyal fayda peşinde koşan bir yazar olarak A.Mithat Efendi'nin hikaye ve romanlarında ulaşmağa çalıştığı hedef Türk halkında çağdaş medeniyete uymayan düşünüş ve yaşayış tarzını değiştirmektir. Bunun içindir ki hikaye ve romanlarında dikkatini en çok topladığı noktalar: " Batının pozitif dünya görüşü hakkında bilgi vermek " ve " Batı kültürünün ilk bilgilerini aktarmaktır."

       Ona göre " Batı medeniyetini kabule karar verdiğimiz ve her medeniyet gibi bu medeniyetin de hem         iyi hem de kötü yönleri bulunduğu için, onun nelerini alıp nelerini almamamızın uygun olduğunu bilmek bakımından, vakası Avrupa'da geçen romanlar çok daha faydalıdır."

       Toplumu ilgilendiren sosyal konular üzerinde durmuştur. Sosyal adalet meselesinin başında, ferdin hürriyeti gelir. Esarete karşıdır. Erkekle kadın arasındaki eşitsizliği, Türkiye'de batılılaşmanın hangi yolla olabileceği, bu medeniyetin görü-nüşüne kapılmış yarım aydınlar onun en çok üzerinde durduğu ve eleştirdiği sosyal konulardır.

       Hikayelerinde ve romanlarında, romantizm, realizm ve naturalizm'in etkileri görülür.

               ESERLERİ:

Hikayeleri: Letaif-i Rivayat dizisi (1870-1895), Su-i Zan, Esaret, Gençlik, Firkat,Yeniçeriler, Ölüm Allah'ın Emri, Nasib,  Bir Gerçek Hikaye, Çifte İntikam, Diplomalı Kız, Can Kurtaranlar, Ana-Kız, Kıssadan Hisse

Romanları: Hasan Mellah Yahut Sır İçine Esrar (1874), Hüseyin Fellah (1875), Felatun Bey'le Rakım Efendi (1875), Paris'te Bir Türk (1876), Çengi (1877), Bekarlık Sultanlık mı Dedin? (1877), Yeryüzünnde Bir Melek (1879), Henüz Onyedi Yaşında ((1881), Cellad (1884), Cinli Han (1885), Jön Türk (1908) ... vb.

Oyunları: Açıkbaş (1874), Hükm-i Dil (1874), Çengi (1884), Çerkez Özdenler (1884)

AHMET VEFİK PAŞA ( 3 HAZİRAN 1823 - 2 NİSAN 1891 )

       İstanbul'da doğdu. Özel öğrenim gördü. Babasının görevi dolayısıyla Paris'e gitti. Fransızca'sının yanısıra İtalyanca Latince ve Grekçe öğrendi. İstanbul'a dönünce "Tercüme Odası"na girdi. Yurt içi ve dışında önemli memuriyetlerde bulundu. Elçilik yaptı. 1879'da Bursa Valiliğine getirilmiş, burada büyük ölçüde faaliyetler yapmıştır.

       Ahmet Vefik Paşa, dürüst, zeki, ahlaklı ve çalışkan bir devlet adamıdır. Milli değerlere önem vermiş; mücadeleci kişiliğiyle tanınmıştır.

       Dil, tarih ve edebiyat alanındaki çalışmalarıyla yol açıcı olmuştur. Lehçe-i Osmani (1876) çeşitli Türk lehçeleri hakkında bilgi veren, Türkçenin ilk sözlüklerinden biri sayılır. Salname (1846-47) ilk atalar sözü niteliğindeki Müntehabat-ı Durub-ı Emsal (1852), Hikmet-i Tarih (1863), Ebulgazi Bahadır Han'dan çevirdiği Şecere-i Evşal-i Türkiyye   (1864) ve Fezleke-i Tarih-i Osmani (1869) Türkçülük bilincinin Türk aydınları arasında uyanmasına yol açan ciddi eserlerdir.

       Ahmet Vefik Paşa, batı kültürünü iyi tanıyan ve yenilik taraflısı bir devlet adamıdır. Türk Edebiyatında Moliere oyunlarının adaptasyonunu yaparak bu konuda öncü olmuştur. Bu denemelerde kahramanların adlarını Türkçeleştirmiş; oyunları Türk örf ve adetlerine uyarlayarak, onlara yerli bir hava vermeyi başarmıştır. Ayrıca valiliği sırasında tiyatro kurdurması, Moliere adaptelerini burada sahneletmesi de yol açıcı nitelikteki çalışmalarıdır. Çevirileri de vardır.

ŞEMSEDDİN SAMİ  ( 1 HAZİRAN 1850 -18 HAZİRAN 1904 )

       Yanya'da doğmuştur. Öğrenimini de burada yapmıştır. Okuldaki dersler ve kendi çalışmaları sonucu eski Yunanca Rumca, İtalyanca ve Fransızca öğrenmiştir. Bir yandan da doğu dillerini , Arapça ve Farsça'yı öğrenmiştir.

       O dönemin ünlü gazeteleri İbret ve Hadika'da yazılar yazmıştır. Sabah, Aile, Hafta gibi gazete ve dergiler kurmuştur. Daha sonra yazılarından dolayı Trablusgarb'a sürülmüştür.

       Çeviri eserlerle yazı ve edebiyat hayatına giren Şemseddin Sami'nin dili ve anlatımı başlangıçta - Rumcasının etkisiyle- yetersizdir. Sonra bu eksiklerini gidermiştir. Başarılı sayılamayan roman ve tiyatro denemeleri yapmıştır. Bu alanlardaki yeteneksizliğini anlayınca onlardan vazgeçmiştir. Bundan sonra kendini bütünüyle çeviri işlerine , bilgi ve metoda dayalı çalışmalara vermiştir. Bir yandan Türkçe'nin o zamana göre çok yeterli bir sözlüğünü hazırlarken, öte yandan da Fransızca'dan Türkçe'ye değerli bir sözlük düzenlemiştir.

       Türk dilinin kendi özbenliğine dönmesini, sadeleşmesini bir dava olarak benimsemiştir. Bu konuda pek çok yazılar yazıp incelemeler yapmıştır.

       Türkiye'de Orhun Yazıtları ve Kutadgu Bilig üzerinde yapılan ilk çalışmalar ona aittir.

       Yazarın  "Taaşşuk-ı Tal'at ve Fıtnat" adlı eseri ilk telif romanımızdır.”

Onun, Türk dili ve kültürüne en büyük katkısı sözlük ve ansiklopedi çalışmalarıdır. Kamus-ı Fransevi Fransızca- Türkçe, Türkçe- Fransızca olarak hazırlanmıştır. Kamusu'l- A'lam ise tarih, coğrafya ve meşhur adamlar ansiklopedisidir ve 6 cilt olarak hazırlanmıştır.

       En olgun eseri ise Kamus-ı Türki'dir. Bu eser "Türkçenin ilk sözlüğüdür." Türkçe kelimeler alfabetik düzen içinde verilmiş ve Türk adı ilk defa bir sözlüğe konulmuştur.Bu sözlüğün    "İfade-i Meram" adlı önsözünde yazar Türk dilinin tarihi gelişimini ve coğrafi durumlarını incelemiş,Türkçe'nin kollarını gözden geçirmiştir. Pek çok yazısında kuvvetli bir dil şuuru ve Türkçe sevgisi açıkça görülmektedir.

" Kendi dilinin yapısına ve havasına uygun olarak meydana getirilmeyen bir şiir insanı asla etkilemez."   Şemseddin Sami

       ESERLERİ:

Sözlük : Kamusu'l-A'lam, Kamus-ı Türki, Kamus-ı Fransevi

Roman: Taaşşuk-ı Tal'al ve Fıtnat, Sefiller ( V.Hugo'dan çeviri roman), Robenson (De Foe'den çeviri roman)  

Tiyatroları: Seyyid Yahya, Ahde Vefa, Gave

Ansiklopedik eserler: Esatir, Gök, Yer, İnsan, Kadınlar, Emsal, Letaif ,Müntehebat-ı Baki (Baki'den seçmeler)   Orhun Yazıtları, Kutadgu Bilig, Türkçede yaptığı ilk çalışmalar.


Edebibilgiler.com 2009 ©  Her hakkı saklıdır.